İranlı kadınlar anlatıyor; Mesele sadece başörtüsü değil (harici.com.tr)

İran’da Mahsa Emini’nin gözaltındayken ölümünün ardından başlayan gösteriler sürerken İranlı kadınlar harici.com.tr’den Cansu Yiğit’e konuştu. Eylemlere neden katıldıklarını ve taleplerini anlatan kadınlara göre tek sorunları başörtüsü değil. Kadınlar, anayasadaki şeriata dayalı hükümlerin sosyal hayatlarını olumsuz etkilediğini belirtiyor ve bu hükümlerin kaldırılmasını istiyor.

 

1979 Devrimi’nin tanınmış simalarından ve devrim sonrası kurulan ilk meclisteki dört kadın vekilden biri olan Azam Taleghani, 2019’da ölmeden önceki son konuşmalarından birinde böyle diyordu. Babası etkili bir din adamı olan ve Şah döneminde siyasi nedenlerle hapis yatan Azam Taleghani, meclisteki zorunlu örtünme (hicab) tartışmalarında, “Eğer aynı zorunluluk erkekler için olmayacaksa kadınlar da zorlanamaz” diyordu. Üstelik Taleghani, “çador” denilen kara çarşafını ne görev süreci boyunca ne de görevi sona erdikten sonra hiç çıkarmadı. Cumhurbaşkanı adaylığı için kara çarşafıyla yaptığı sayısız başvuru ise her kadın adayın yaşadığı sonla bitti: Anayasa Konseyi tarafından reddedildi.

KADINLAR NE İSTİYOR?

Taleghani ve daha nice kadın ve erkeğin, emperyalizm ve onun ülkedeki işbirlikçi Şah yönetime karşı omuz omuza mücadele ederek gerçekleştirdikleri devrimden 43 yıl sonra bugün, İranlı kadınlar yine sokakta, en önde. Mahsa Amini‘nin Tahran’da güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınması ve gözaltındayken hayatını kaybetmesi üzerine başlayan ve ülke geneline yayılan protesto dalgası 1979 Devrimi’nden sonra gerçekleşen sokak eylemlerinin en uzun soluklusu.

 

İran halkı hemen hemen ülkenin tüm eyaletlerinde sokağa çıkıyor. Peki, sokağın temel talebi ne, kadınlar ne istiyor, toplumun ne kadarı eylemleri destekliyor ve emperyalizm bu eylemlerin neresinde? Batı kaynaklı kışkırtıcı haberler ve sosyal medya dezenformasyonu, İran’da uygulanan internet kısıtlamalarıyla birleşince bölgeden sağlıklı haber almak zorlaşıyor. Kısıtlılık ve bilgi kirliliği, sokağa çıkan halkın temel talebini, hicab yani başörtüsü meselesine indirgemiş durumda.

‘ASIL SORUN ANAYASA’

Ancak İranlı kadınlar başörtüsü ile özdeşleşen örtünme zorunluluğunun eylemlerden önce bile bazı bölgelerde fiilen yumuşadığını söylüyor. Onlara göre hicab tek başına sorun değil. 39 yaşında tekstil alanında faaliyet yürüten esnaf Vida Ş. eylemlerden önce de çoğu bölgede araba kullanırken ya da kafe gibi sosyal alanlarda kısıtlamaların büyük ölçüde görmezden gelindiğini ifade ediyor: “Hele eylemlerden sonra artık kadınların büyük çoğunluğu, sokağa da başı açık çıkıyor.

38 yaşındaki ev hanımı Sara N. de başörtüsü zorunluluğunun tek başına sosyal yaşamı derinden etkilemediği görüşünde. Ama ona göre kadınlar da erkekler gibi dilediği kıyafeti giymekte özgür olmalı. 42 yaşındaki Tebrizli öğretmen Nesrin N. ise suni ve formalite diye nitelediği başörtüsü zorunluluğu ile ilgili şunları söylüyor: “Sosyal hayatı etkileyen asıl sorun, yasalardaki şeriattan kaynaklı uygulamalar. Örneğin erkekler mehir (tek seferde ödenen nafaka) ödeyerek istediği zaman karısını ‘boşayabilir.’ Aynı durum kadın için geçerli değil. Mesela sevmediği için ‘boşanamaz’ bir kadın.

Kocasının kendisine şiddet uyguladığını ya da madde bağımlısı olduğunu yani yasalarda kadının ayrılmasına izin verilen, erkekten kaynaklı ağır kusuru ispat etmek zorunda. Bir şekilde boşansa bile, 7 yaşından büyük çocuğunun velayetini, eğer baba yine yasada belirtilen ağır kusurlara sahip değilse, üzerine alamaz. Bir kadın kocası ya da babasının izni olmaksızın pasaport çıkarttıramaz. Erkek kardeşleriyle mirastan eşit pay alamaz. Yargıç olamaz, cinayet davalarında tanıklığı kabul edilmez, diğer davalarda bir kadının sözü, erkek şahidin sözünün yarısı değerinde.

‘KOŞULLARI VARDI BAŞÖRTÜSÜ KIVILCIM OLDU’

Vida, huzursuzluğun ve insanları sokağa iten temel problemin ekonomik temelli olduğunu düşünüyor. Nesrin de “İran parası sürekli değer kaybediyor. Satın alma gücü büyük ölçüde düştü, insanlar geçim derdinde. Böyle huzursuz bir ortamda başörtüsü meselesi, hükümete karşı ayaklanmanın kıvılcımı oldu. Sadece kadınlar değil tüm halk sokakta. Bu bir devrim hareketi” diyor. Eylemlerin asıl sebebinin hicab olup olmadığını yakından tanıdığım, Türkiye’de dahi başörtüsünü çıkarmayan İranlı bir dostuma sorduğumda, o da “Sen, 2013’teki eylemlere, Gezi Parkı’ndaki ağaç için mi katılmıştın” karşılığını vermişti.

Gençliği Tahran’da geçen ve “saç yüzünden cehenneme gitme korkusu ile büyüdüğünü” söyleyen Seher ise hicabın büyük bir sorun olduğu görüşünde. Seher konuşurken, 30 yıl önce üniversitede sanat okurken yaşadığı zorlukları hatırlıyor: “Bir grup ilahiyat öğrencisi peşimizden gelip ‘ahlaksız’ derlerdi bize. Enstrüman çalan bir kadın olarak çok ayrımcılığa maruz kaldım. Erkeklerin önünde sahne alamazdım, konserler için ruhsat gerekiyordu. Ya da çalacağımız bir eserde bu eser ünlü bir hafıza ait olsa bile cinsel anlam taşıdığı gerekçesiyle bazı kelimeler sansürlenebiliyordu…

‘KADINLAR İKİ FARKLI HAYATA ZORLANIYOR’

Seher, kadın sadece cinselliğiyle düşünüldüğü için tecridin uygulanmak istendiğini ve uygulamaların kadınları evde farklı, dışarıda farkı, iki ayrı hayat yaşamak zorunda bıraktığını söylüyor. Seher, İran Anayasasında kadının “ikinci sınıf vatandaş” muamelesi gördüğünü belirtiyor: “Evlilikte, ticarette, mirasta kanunlar erkeklerden yana. Halbuki bugün gelişen ve gelişmekte olan ülkelerde yasalar çocuk ve kadını korur. İran’da tam tersi. Bizler, erkekle eşit muamele gördüğümüz yeni bir anayasa istiyoruz; ifade özgürlüğü, eleştiri hakkı, adaletli ve özgürce yapılan seçimlerde seçme ve seçilmeyi talep ediyoruz.

Dinin siyasetten ayrı ele alınması gerektiğini söyleyen Vida da taleplerini söyle anlatıyor: “Bana terörist gibi bakılmasını, terörist gibi muamele görmeyi istemiyorum. İran halkı olarak hak ettiğimiz, bize layık yaşam koşullarını istiyoruz.” Sara’nın da “Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olduğu normal bir yaşam” dışında bir beklentisi yok. 53 yaşındaki ebe Dilara N. sadece “normal yaşamak” istediğini söylüyor. Ona göre bunun yolu da “kadının sosyal, siyasi ve özel hayatta yani tüm cihetten haklarını kazanmasıyla mümkün.” Dilara’nın bir talebi de eylemlere katıldıkları gerekçesiyle insanlara kötü muamele edenlerin cezalandırılmaları.

‘EMPERYALİSTLERİN BÜYÜK KORKUSU…’

İran’daki protesto gösterilerine ABD ve AB’den gelen destek mesajlarını soruyoruz. Konuştuğumuz kadınların tamamının ABD ve AB’ye yaklaşımı çok net. Vida, “İranlıların zekâsı ve kültürü emperyalist güçlerin korku ve dehşet yeridir. O yüzden onlar bizim gelişme arzumuzun yanında olmaz. Biz bu sorunumuzu çözemediğimiz sürece kısıtlı olacağız ve emperyalistler de bunu istiyor, iç sorununu çözmüş bir İran istemiyorlar. Dolayısıyla kendi çıkarının peşinde olan Amerika da Avrupa da bu yönetimin iş başında olmasını tercih ediyor. Çünkü bu yönetim değişmediği sürece iç sorun da devam edecek” ifadelerini kullanıyor.

Sara küreselleşmenin, sadece İran değil tüm ülkelerin tek başına karar alma gücünü törpülediğini ve Batı sömürüsünün artık savaş değil mezhep ve ırk gibi “sorunlar” üzerinden meşrulaştırıldığını belirtiyor ve ekliyor: “Batı, bu eylemlerin sonunu kendi için olumlu görmüyor. Eğer kazançlı çıkacağını bilseydi daha keskin müdahale girişiminde bulunurdu.

ABD’nin de Avrupa’nın da İran’daki eylemlerden hoşnut olmadığını, çünkü onların sakin bir Ortadoğu arzulamadığını belirten Nesrin’e göre Batı’dan gelen destek açıklamaları göstermelik ve samimi değiller: “Onlar; İranlıları himaye amacı taşımıyorlar. Zaten himaye ettiklerinin örneğini Irak ve Afganistan’da çok yakından gördük.

EYLEMLERİN ARKASINDAKİ GÜÇ

İran’dan yükselen taleplerin hiçbiri tüm engellemelere rağmen özellikle kadınların üniversitelerde, akademide, sosyal yaşamda ağırlığı düşünüldüğünde beklenmedik değil, “düvel-i muazzamının” bölgemizdeki herhangi bir karışıklıkta ellerini ovuşturması ya da faydalanmaya çalışması da… Buna rağmen kadınların eşitlik ve insanların ekonomik talepleri emperyalizme alet olmakla eşitleniyor.

Taleghani kara çarşafıyla yıllarca cumhurbaşkanlığına aday olma mücadelesi yürütürken nasıl “Amerikan uşağı” ya da “Batı maşası” veya “vatan haini” değilse kuşkusuz eşit ve normal bir yaşam talebiyle sokağa çıkmak zorunda bırakılan Seher, Sara ya da Vida da değil. Yaşananlar, şeriatın nimetlerinden faydalananların, külfetinden nasibini alan kadına kulak verme vaktinin geldiğini gösteriyor.

İran’daki hoşnutsuzluğun sokağa taşmasında Batı’nın ekonomik yaptırımları altında, her yıl daha da derinleşen ve derinleştikçe halkı yoksulluğa mahkûm eden ekonomik krizin payı büyük. İran halkı, kimi zaman büyük dönüşümlerin yaşandığı, bu öfke patlamalarının hangi koşullarda geldiğini çok iyi biliyor. Devrimden önce İran uleması, toprak reformu ile ekonomik çıkarı doğrudan tehdit edilmeden, dayandığı geleneksel ticaret erbabının çıkarı ise küresel sanayi sermayesi karşısında tehlikeye girmeden Şah’ı karşısına almadı. Üstelik bu dönem örtünme yasağı da dahil en uç “reformların” uygulandığı dönemdi. Ulema 1906’da ilk İran Anayasası’yla elde ettiği, meclisten çıkacak yasaların şeriata uygunluğunu denetleme görevini bile ancak 1963’teki toprak reformunda hatırladı.

SU AKAR YATAĞINI BULUR

Dolayısıyla ekonomik olarak varlığı tehdit edilmeyen bir sınıf, grup ya da insanın zorluklara, sıkıntılara katlanmasıyla, bu güvencenin ortadan kalktığı durumda sesini yükseltmesi “hayatın olağan akışına uygun.” Bu olağan akışta “dış müdahale” aramak, akışa karşı kürek çekmek gibi, sonuçsuz bir eylem. Herhangi bir ülke, hele hele ABD, Arap ülkelerine yaptığı gibi öyle kolay kolay İran’a “devrim” ya da “reform” ihraç edemez. Çünkü İran, köklü devlet geleneğine sahip, önemli bir kültür birikimi olan, üstelik toplumu antiemperyalizm fikrine yaslanan, bölgenin iki büyük gücünden biri. İran devleti, bu akan suya ya yeni bir yol bulacak ya da bir, iki, beş, on yıl sonra bu kez daha gür biçimde akmak üzere zorla “kurutacak.” Ama er ya da geç, öyle ya da böyle o su, akacak ve yatağını bulacak.

İranlı Profesör: Protestolar toplumsal gerçeği ortaya çıkardı

İran haber ajansı ISNA‘nın ülkede gelişen protestolar üzerine antropoloji profesörü Ebrahim Fayyaz ile yaptığı röportajı dikkatinize sunuyoruz. Giriş yazısı orijinal metinden çevrilmiştir.

Tahran Üniversitesi’nden İranlı bir antropoloji profesörü, ülke çapında yaklaşık iki aydır devam eden protestoların kökenini, İran halkının sosyal gelişimini vurgulayan siyasi bir meselenin toplumsal bir meseleye dönüşmesi olarak değerlendiriyor: “Gelecekte kültürel ve bilişsel anlamda daha yoğun hareketler olacak ve bu hareketler her meseleye ‘sorgulayarak’ yaklaşmalarına, bu tutumla ilerlemelerine neden olacak.”

Sosyoloji başta olmak üzere beşeri bilimler alanındaki ünlü akademisyenlerden biri olan Ebrahim Fayyaz, ortaya çıktığı günden bu yana protestoları sosyolojik bir bakış açısıyla ele alan fikirler sunarak ve bu gösterilerin nedenlerini analiz ederek duruma ilişkin değerlendirme ve öngörüler ortaya koymaya çalışıyor.

Fayyaz’ın ve diğer sosyoloji profesörlerinin görüşleri ve analizleri, protestocuların lehine olsun veya olmasın, karışık tepkiler aldı fakat kendi destekçilerini de buldu. Bu çeşitli ve bazen de çelişkili ifadelere katılıp katılmamaktan daha önemli olansa 1990’ların sonlarında mevcut olmayan bir tutum olarak “akademik” kişilerin sokak protestolarına yönelik dikkati. Bu durum, o dönemdeki çoğu sosyolog ve uzmanın “teorik yoksulluk, bilimsel zayıflık ve analitik yetenek eksikliği” ile ilişkilendirildi. İki analitik inceleme kamuoyuna sunuldu ancak medyada yer almadığı için geri çekildi.

Bununla birlikte şu anda, üniversiteler ve akademik kurumlar son 10 yılda siyasi ve sosyal meselelere aktif bir bakış açısı benimsiyor. Profesörlerin ve “düşünce okulu” öğrencilerinin, geçmişte olduğu gibi sessiz kalıp sosyal ve politik konuları görmezden gelmenin hak verilebilir olmadığı sonucuna vardıklarını görmek takdire şayan.

‘Kendi fikirlerimiz değil, Batı fikirleri kuramlaştı’

  • Mahsa Emini’nin ölümünden ve İran genelinde protestoların başlamasından bu yana iki ay geçti. Protestoların kökenine ilişkin farklı görüş ve analizler var. Bazıları bunun sadece siyasi bir hamle olduğunu söylerken, diğerleri buna özgürlük anı diyor ve başkaları da bunu İran’a karşı yabancı bir komplo olarak adlandırıyor. Bu protestoların kökeni hakkında ne düşünüyorsunuz?

Şu anda zirveye ulaştık. Ve toplumumuzun yapısını zaman, tarih ve coğrafya açısından kuramlaştırmamız gerektiğinin altını çizmek önemli. Şu anda, İran toplumunun seyri hiç kuramlaşmadı veya Batı fikirleri tarafından kuramlaştırıldı.

Sorunuza gelince, 1968’den 1988’e kadar toplumumuzun ülkede ekonominin yönetimine tanık olduğunu söylemeliyim. O zamanlar başka konuları düşünmüyorduk, daha iyi bir arabamız, daha iyi bir evimiz, daha iyi bir mahallemiz, daha iyi bir okulumuz vb. olmasını tercih ediyorduk.

Ancak 1988’den bu yana hareketlerin ve diğer meselelerin ortaya çıkmasıyla siyasi çekişmeleri tetikledik ve bundan bir yıl sonra iletişime daha fazla angaje olduk. Ekonomi açısından arkasındaki tek sebep açlık içgüdüsüydü, 2008’den sonra cinsel sezgiydi ve şimdi de insanların iletişim dürtüsü hüküm sürüyor.

İkinci nokta, bu sorunlarla başa çıkmak için ilk etapta net bir politikamızın olmaması. Tanıtım Ofisi, Kültürel Devrim Konseyi gibi kurumların sorunların ve organizasyonların üstesinden gelmek için belirli bir kuralın belirlenmemiş olması ve akademik imaların bu konuları kuramlaştırmaması. Ve şimdi çıkmaza girip şoke oluyoruz.

Çıkmaza girdiğimiz için şimdi bazıları ahlak politikası devriyesinin daha da sıkılaştırılması gerektiğini, bir diğeri de bir bankaya başörtüsüz giren bir kadına veya taksisine başörtüsüz bir kadın alan şoföre para cezası verilmesi gibi şeyler söylüyor.

Bu tür açıklamalar zaten yapıldı ve diğer taraflarda Mahsa Emini’nin ölümünün başlangıç noktası olduğu durumlarda cevap vermeye hazırdılar. Durum, sadece düğmeye basılmasına ihtiyaç duyan ve şimdi güçlü bir patlamaya neden olan dünya büyüklüğünde bir patlayıcı cihaza benziyordu.

‘Eylemlerin ana unsuru genç kadınlar’

  • İletişim sorunu ve son protestolar arasında herhangi bir ilişki görüyor musunuz? 

Zaten iletişim meselelerine girdik ve bu, konu hakkında derin bir tartışma yapmak için kullanılacak ve muhtemelen medyada da yer alabilir. Din, siyaset, estetik, fikir ve iktidar alanları; tüm bu konular medya boyutlarını kazanacak ve bu nedenle yukarıdaki tüm yönleriyle yerel kuramcılığın gelecekte yükseleceğini öngörüyorum.

Öte yandan, toplumumuz yabancı kuramlarla dolu fakat bunun artık yararlı olmayacağını düşünüyorum. Genç nesil bu yükün altına girmeyecek ve bu, “Akademik Cihat” veya benzeri diğer kurumlar deneysel bilimler ve mühendislik alanlarında ilerleme kaydederken, diğer bilimsel kurumlar gibi beşeri bilimler alanında ilerleme kaydetmediği bir zamanda gerçekleşiyor.

Sosyal sermaye ve beşeri bilimler sıkıntısı çekmemizin temel nedeni bu. Yani sadece ilaç ve mühendislik gelişirken beşeri bilimler tamamen terk edildi ve ciddi şekilde zayıfladı. Bu durum, herkes için olmasa da toplumda felakete yol açtı fakat barış yoluna girildi. Şimdi barışı kaybettik ve bir işe alım krizi yaşanıyor. Aynı zamanda isyanla karşı karşıyayız. Bu, mevcut harekette, toplumun neredeyse tüm kesimleri sokaklarda ve ana odağını genç kadınlar ve genç kızlar oluşturuyor.

‘Siyasi meseleler artık toplumsal mesele haline geldi’

  • Önceki on yıllarda, 1978’de Salam gazetesinin kapatılması üzerine basın özgürlüğüne odaklanmak, seçim oylarını sorgulamak (1988), ekonomik politikaları ve yüksek fiyatları eleştirmek (1996 ve 1998) gibi çeşitli konularda sokak protestoları vardı fakat şimdi protestocular “kadınlar, özgürlük ve yaşam” sloganları atıyor. Değişimi sosyolojik açıdan nasıl görüyorsunuz?

Bunlar herhangi bir siyasi lider olmadan kontrol edilen oldukça gelişmiş hareketler. 2018’de protestolar siyasi gerekçeliydi ama artık öyle değil. Bunun nedeni, sosyal medyanın dikkati politik gelişmelerden toplumsal gelişmelere çekmesi.

Artık dünyada ulus devlet kavramı değişti. Şu anda başta sosyal medya olmak üzere diğer platformlar artık ekonomik ilişkilerle angaje durumda. Bu, ülke içinde veya ülke dışında, bir şehirden diğerine diğer tarafı bilmeden mal sipariş edebileceğiniz anlamına gelir. Sadece ödemeniz gerekiyor ve o da sana malları gönderiyor. Genel olarak, kasıtlı olarak sorun yarattığımız bir şekilde hareket ettik. Yani eğer sosyal konularla ilgili bir şey olsaydı, politikacılar bunu politikaya bağlardı. Ama bu gerçekten politik bir sorundu, böylece siyasi mesele artık sosyal mesele haline geldi. Bu da İran’ın gelişmiş bir ülke haline geldiği anlamını taşıyor. Suudi Arabistan’da siyasi mesele hala siyaset olarak ele alınıyor fakat İran’da siyasi meseleler artık toplumsal birer mesele.

‘Teknoloji her şeyi aydınlatıyor’

  • Yerli ve yabancı medyanın, bilhassa sosyal platformların kamuoyunu etkilemedeki, özellikle protestocuların zihniyetini şekillendirmedeki rolünü nasıl görüyorsunuz?

Biz, İran’da, aşkın düşünce ve edebiyatın mistik doğası nedeniyle, çoğu zaman teknolojinin hızlı zekasını görmeyiz. Teknolojinin büyük ölçüde değiştiğine ve muazzam bir etkiye sahip olduğuna şüphe yok. Birincisi, yaşam tarzını değiştirir, bu da yaşam ve teknoloji arasındaki ilişki anlamına gelir. Dijital teknoloji İran’ın ve dünyanın yapısını her geçen gün değiştiriyor. Şimdi “sosyal alan” denilen ideolojik bir kombinasyon yarattık ve bu alanın sanal ve uzayın gerçek olduğunu söyleyip durduk ama gerçek şu ki bu dijital teknolojidir.

Bu teknoloji her şeyi ucuz olduğu kadar kolay hale getiriyor ve ayrıca herkes ona kolayca erişebiliyor. Yani çok uzak olmayan bir gelecekte, bu teknoloji sayesinde tüm hayatımız değişecek. En önemli nokta, bu teknolojinin din veya başka konular olsun, her şeyi belirsizlikten çıkarmasıdır. Hinduizm nasıl düşünüyor, Budizm nasıl oluştu, İslam nerede, Hıristiyanlık nerede, Yahudilik nedir, teknoloji her şeyi aydınlatıyor.

Tabii ki teknoloji bunu sadece İran’da yapmıyor, şimdi bu teknoloji katı ve kapalı ideolojik bir sistem kurmak isteyen İsrail’e sorunlar yaratıyor. ABD ve Avrupa Birliği’nde (AB) de sosyal medyanın gücü de büyük bir mesele. AB, sosyal medyanın insanları etkilemedeki rolünü görmezden gelemeyeceğini açıkladı.

‘Gençler evlenmek istiyor’

  • Mevcut protestolarda önceki yıllara kıyasla daha fazla vurgulanan şey, protestocuların polis ve güvenlik güçleriyle çatışması ve sloganların değişmesi. Bu değişikliklerin nedenini nasıl görüyorsunuz?

Küfür dilbilimsel bir dildir. Cinsel içgüdü meşru şekilde tatmin edilmediğinde bir lanete dönüşür. Aslında “ben özgür bir kadınım” vb. sloganları atmaları, evlenmek ve aile kurmak isteyen özgür bir kadın olduklarını söylemek istemelerinden kaynaklanmaktadır. İnsanlar evliliğin doğal bir şey olduğunu ve tüm dünya insanlarına ait olduğunu anlamalıdır. Evlilik dünyanın her yerinde kutsaldır. Evlilik ister Hıristiyanlıkta, ister Yahudilerde, ister Budistlerde olsun dini bir tören şeklinde gerçekleştiriliyor. Ancak iyi olan bir şey var ki, bu gelişmeler olumlu ve kadınlar eşcinselliğe karşı çıkıyor ve cinsel partnerlerini aynı cinsiyetten değil, erkek olarak görüyorlar.

Üniversitelerde birlikte yemek yiyemiyorlar. Benim sorum şu: “Neden kantinde birlikte oturmasınlar?” Önemli olan çocukların kafeteryada yan yana oturup birbirlerini tanımak ve evlenmek istemeleri. Bu kısıtlamalar neden? Onlar sapık değil. İnsanların aileleri var ve evliliği düşünüyorlar. Bırakın öğrenci evlensin, inanın sigaraya olan bağımlılık bile on kat azalır. Üniversitelerde sigara bağımlılığı neden arttı? Çünkü uyuşturucular seksin tamamlayıcısıdır ve seks yoksa yerini uyuşturucular alır.

‘Üniversiteler sosyal bir yapı’

  • Yani bu tür gelişmelerin kökenini daha çok evlilik bağlamında mı görüyorsunuz? 

Kadınların stadyuma girip girmemesi gerektiğini sordular, ben de ilk olarak dediğiniz gibi erkek ve kadın yok dedim. İran halkı, parka, sinemaya veya diğer ortamlara gitse de genellikle her yere aileleriyle birlikte gidiyor.

Futbol stadyumlarında, atmosfer bir aile gibi olduğunda, o zaman futbolun kişiliğine zarar veren, futbol ve diğer spor stadyumlarındaki bekar adamların kötü konuşması ve kolektif müstehcenliği artık olmayacak; bana göre bu İran futbolunun kalitesini ve oyunların kalitesini bile etkileyecektir.

İran halkının en büyük varlığı aileleridir. Şimdi, bir kız ve bir oğlan öğrenciyken evlenmek istiyorlarsa, neden bu kadar çok kedi fare oyununa ihtiyaç duysunlar ki? Üniversitelerdeki hocalar bile bu öğrencilere yardım etmeli, ben de bu konuda birçok öğrencime bizzat yardımcı oldum. Üniversitenin sadece bir eğitim yapısı olmadığını anlamalıyız. Aynı zamanda sosyal bir yapıdır.

‘Sokaktaki hareketin entelektüel temeli var’ 

  • Ülkenin siyasi ve sosyal ortamının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bazı yönetim politikalarında reform olacak mı, yoksa çatışmalar devam edecek mi?

Son protestolar bir şok yarattı, aslında devasa bir şok. Bu sadece bir şok değil, çünkü şu anda sokaklarda olan hareketlerin çoğu entelektüel. Nitekim bu protestolar üniversitelerden başlayıp hızla topluma yayıldı ve şiddetli bir hal aldı. Ancak şimdi tekrar üniversitelere döndü ve görünen o ki şiddet azalıyor. Bir sonraki aşama, yazı yazma ve konferanslar düzenlemeye dönüştürülebilirken, cinsellik tanınacak ve bundan sonra iletişim saplantısı da kabul edilecektir. Temelde aynı yönde ilerliyoruz.

Geçmişe bakacak olursak 2008’den itibaren kültürel ve entelektüel hareketlere daha da yakınlaştığımızı görürüz. İlerledikçe hareketler daha kültürel ve epistemolojik hale geliyor.

Bundan sonra bu toplumsal hareketler bilişsel hareketlere dönüşerek cinsel konular hakkında düşünmeye, dini, politik ve estetik konular hakkında nasıl düşünüleceğini, güç arayışı hakkında nasıl düşünüleceğine kafa yormaya başlayacak.

Yapısal bir hareket halihazırda oluştu ve bu da işin başı. Bu hareketin bittiğini düşünmek saflık olur. Şu anda hareket kadınların sorunlarına odaklanıyor ancak bunlarla sınırlı değil ve değişiklik getireceğinden ve yerel fikirlerin oluşacağından şüpheniz olmasın.

Hükümet gelişmelere uyum sağlamalı

  • Hükümetin buna tepkisini nasıl görüyorsunuz?

Harekete uyum sağlamaktan başka çare yok. Hareket ciddi. Kendimi İslam Cumhuriyeti içinde tanımlıyor ve bu konu hakkında konuşuyorum. Birçok insan benim gibi düşünüyor ama bir sonuca varmak elbette zaman alıyor. Ne bir teorimiz ne de bir stratejimiz var. Üniversitelerimiz çok geri kalmış durumda ve üniversitede okumak hem beşeri bilimlerde hem de teknik ve mühendislik bilimlerinde son derece anlamsız hale geldi.

Çünkü dijital teknoloji artık insan belleğinin çalışma şeklini benimsedi ve bu, birkaç dakika içinde toplanabilen birkaç milyon kitaptan oluşan devasa bir kütüphane. Bu, bilgi ve içgörünün araştırılabileceği anlamına geliyor ve bu önemli.

Geleceğimizi biz yaratırsak barışla olur, başkaları yaratırsa şiddetle…

Her neyse, geleceği yaratıyoruz ya da gelecek bizi şekillendirecek fakat önemli olan geleceği inşa etmenin bilgi, içgörü ve fikirler gerektirdiğini fark etmek. Ne yazık ki internetteki bilgilerden ve içgörüden yararlanmıyoruz ve fikirlerle ilgili hiçbir haber de yok. Ne yazık ki geleceğe şiddetle ilerliyoruz. Kesin olan şey geleceği kendimizin yarattığı. Bunu biz yaratırsak barış ve rahatlıkla başaracağız. Ama geleceğimizi başkaları şekillendirirse, bu kesinlikle şiddetle olacaktır.

Farsçadan çeviren: Mansoor Ahmad Faizy